Kadın ve erkek bedeni, yalnızca biyolojik değil; duygusal, zihinsel ve ruhsal bir uyumun en zarif anlatımıdır. Gerçek cinsel sağlık, bu bütünlüğe saygıyla başlar.
Yardıma İhtiyacınız Olduğunda Bizi Arayın!
Prof. Dr. Murat Sönmezer
Gebeliğin 20. haftasından önce ya da fetüs 500 gram ağırlığa ulaşmadan sonlanması durumu, tıbbi olarak “düşük” ya da abortus olarak tanımlanır. En sık görülen formu, hamileliğin ilk üç ayında ortaya çıkan erken düşüktür. Bu süreçte yaşanan gebelik kayıplarının önemli bir kısmı, döllenmiş yumurtadaki kromozomal anormalliklerden kaynaklanır. Embriyonun genetik yapısındaki bozukluklar, rahim içi gelişimi olanaksız hale getirir. Dolayısıyla, düşük çoğu zaman vücudun bu sağlıksız gelişimi doğal yollarla sonlandırması anlamına gelir.
Düşük olgularını sınıflandırırken üç temel gruptan söz edebiliriz: erken düşükler, geç düşükler ve tekrarlayan düşükler. Erken düşükler gebeliğin 12. haftasından önce görülürken, geç düşükler bu haftalardan sonra meydana gelir. Üç veya daha fazla ardışık gebelik kaybı ise tekrarlayan düşük olarak tanımlanır ve daha detaylı bir inceleme gerektirir.
Anne adayının yaşı, özellikle 35 yaş sonrası düşük riskini artıran önemli bir etkendir. Yaşla birlikte yalnızca düşük riski değil, aynı zamanda genetik anomalilere bağlı gebelik olasılığı da artar. Bununla birlikte, tiroid hastalıkları, diyabet, pıhtılaşma bozuklukları, rahim içi şekil bozuklukları ve bağışıklık sistemine ait bazı durumlar da düşüğe zemin hazırlayabilir. Sigara, alkol, düzensiz yaşam alışkanlıkları ve kötü beslenme de risk faktörleri arasında sayılır.
Düşük, bazı klinik belirtilerle kendini gösterebilir. Vajinal kanama, lekelenme, kasık ya da bel ağrısı gibi semptomlar görüldüğünde dikkatli olunmalıdır. Ancak her kanama düşük anlamına gelmez. Hamilelikte kanama yaşayan birçok kadın sağlıklı doğum yapabilmektedir. Bu nedenle, kanama ve ağrı gibi bulgularla karşılaşıldığında, mutlaka uzman bir kadın doğum hekimine başvurulması gerekir.
Tanı sürecinde yapılan ultrasonografi ve kan testleri yol göstericidir. Özellikle beta-hCG düzeylerinin takibi ve fetal kalp atışlarının değerlendirilmesi ile gebeliğin devam edip etmediği anlaşılır.
Düşük gerçekleştikten sonra, rahim içerisinde parça kalmadıysa ve kanama durmuşsa, ek bir müdahaleye gerek olmayabilir. Ancak, düşüğün tam olarak gerçekleşmediği incomplete durumlarda, kürtaj uygulamasıyla rahim temizlenmelidir. Bu işlem, annenin enfeksiyona karşı korunması ve rahmin sağlıklı şekilde iyileşmesi açısından önemlidir.
Bazı olgularda ise düşük henüz gerçekleşmemiştir; yalnızca düşük tehdidi söz konusudur. Bu durumda ilaç tedavisiyle gebeliğin korunması hedeflenir. Genellikle progesteron hormon takviyesi kullanılır. Uygulama süresi, annenin klinik durumu ve gebeliğin haftasına göre belirlenir.
Gebelik süreci boyunca her adımın dikkatle izlenmesi, hem annenin sağlığının korunması hem de sağlıklı bir doğum için gereklidir. Düşük riski ile karşılaşan anne adaylarının, süreci yalnızca medikal değil aynı zamanda psikolojik olarak da destekleyici bir çerçevede geçirmesi çok önemlidir.
Düşük tedavisi ve takip süreciyle ilgili tüm sorularınız için Ankara’daki kliniğimizle iletişime geçebilir; değerlendirme ve randevu için Prof. Dr. Murat Sönmezer’den destek alabilirsiniz.
Sağlık sorunlarınız mı var? Bizimle iletişime geçin!
Adres
Bize Ulaşın
Telefon +90 312 286 05 01
Çalışma Saatlerimiz
Ctesi: 10.00 - 15.30